Sümerlerde Rüyalar: Tanrıların Konuştuğu Bir Dil
- Ahmet Sefa

- 4 gün önce
- 2 dakikada okunur
İnsanlık tarihinin en eski metinlerinde rüyalar, bugün alışık olduğumuz gibi zihnin rastgele imgeleri değil; tanrılarla kurulan ciddi ve bağlayıcı bir temas olarak görülürdü. Sümerler için rüya, insanın iç dünyasına ait bir süreç değil, dışarıdan gelen bir ziyaretti. Rüya görülmezdi; rüya gelirdi.
Bu yüzden Sümer zihninde rüya, yorumlanıp geçilecek bir deneyim değil; dikkate alınması, anlaşılması ve çoğu zaman eyleme dönüştürülmesi gereken bir işaretti.

Rüya Nereden Gelirdi?
Sümer metinlerinde rüya, uyuyan insanın üzerine çöken ya da ona dokunan bir varlık gibi tasvir edilir. Rüya; rüzgâr, nefes veya görünmez bir haberci aracılığıyla gelir. Bu anlayışta rüya, kişinin kendi arzularının değil, kozmik düzenin bir parçasıdır.
Bu nedenle Sümerler rüyayı sorgularken şu soruyu sormazdı:
“Ben neden bunu gördüm?”
Onların sorusu şuydu:
“Bana ne bildirildi?”
Sümerlerde Rüya Türleri
Sümer dünyasında rüyalar pratikte iki ana biçimde anlaşılırdı:
Açık Rüyalar: Tanrının doğrudan göründüğü, konuştuğu ya da bir görev verdiği rüyalar. Bu rüyalar yoruma pek ihtiyaç duymazdı. Emir açıktı.
Sembolik Rüyalar: Anlamı örtük, imgelerle dolu, çözülmesi gereken rüyalar. Bu rüyalar mutlaka bilgili bir yorumcunun rehberliğini gerektirirdi.
Her iki durumda da rüya, kişisel bir mesele değil; toplumsal ve kutsal bir olaydı.
Rüyayı Kim Yorumlardı?
Rüya yorumlamak Sümer toplumunda sıradan bir beceri değildi. Bu iş, tanrılarla ve kaderle ilişkili kabul edilirdi.
Öne çıkan figürlerden biri Tanrıça Nanše’dir. Nanše; adaletin, doğru ölçünün ve rüyaların yorumlanmasının koruyucusudur. Sümer metinlerinde, rüyasını anlayamayanların Nanše’ye başvurduğu açıkça görülür.
Bir diğer önemli figür Geštinanna’dır. O, yalnızca bir tanrıça değil; yazının, kaydın ve kader bilgisinin taşıyıcısıdır. Bu yüzden rüyayı “okuyabilen” bir bilinçle ilişkilendirilir.
Rüya yorumu; sezgi kadar bilgi ve sorumluluk da gerektirirdi.
Rüya Görmek İçin Yapılan Ritüeller
Sümer kralları ve rahipleri, önemli kararlar öncesinde rüya görmek için bilinçli olarak kutsal mekânlarda uyurlardı. Arınma yapılır, kurban sunulur ve tanrıdan rüyada bir işaret beklenirdi.
Bu uygulamanın en bilinen örneği, Lagaš Kralı Gudea’dır. Gudea, gördüğü karmaşık rüyayı Tanrıça Nanše’ye yorumlatmış ve bu yorum doğrultusunda büyük bir tapınak inşa etmiştir.
Burada rüya:
Görülür
Yorumlanır
Hayata geçirilir
Aksi hâlde rüya tamamlanmış sayılmazdı.
Bir Uyarı Olarak Rüya
Sümer mitolojisinde rüyalar her zaman umut vermez. Tanrı Dumuzi’nin gördüğü rüya bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Rüyada görülen kırılan eşyalar, dağılan sürüler ve kararan imgeler; yaklaşan felaketin işaretidir.
Bu rüya yorumlanır. Anlaşılır. Ama engellenemez.
Sümer zihninde rüya bazen kaçış yolu değil, kaderin ilanıdır.
Bugün Bu Bizi Neden İlgilendiriyor?
Modern insan rüyayı çoğu zaman ciddiye almaz. Ya psikolojik bir yan ürün sayar ya da hızlıca unutur.
Sümerler ise rüyaya şunu sorardı:
“Bu işaret benimle neden şimdi konuştu?”
Belki de bazı rüyaların bizi yıllarca terk etmemesinin nedeni budur.
Okura Açık Bir Davet
Eğer yıllardır aklınızdan çıkmayan, anlamını çözemediğiniz, sizde iz bırakmış bir rüyanız varsa; onu paylaşabilirsiniz.
Bu rüyayı modern rüya tabirleriyle değil, Sümer düşüncesi, mitolojik semboller ve kadim anlam dünyası üzerinden okumayı deneyeceğim.
Bu bir kehanet değil. Bu bir teşhis değil. Sadece unutulmuş kadim bir dili birlikte hatırlamayı ve anlamayı deneyeceğiz.
Bu yazıda anlatılan rüya anlayışı, Mezopotamya serisi romanlarımda kader, işaret ve tanrısal sessizlik temalarının temelini oluşturur.




Yıllardır görüp durduğum anlam veremediğim rüyamı paylaşacağım. Nasıl bir okuma yapacağınızı çok merak ediyorum.